Yazar Murat S. Dural ile Röportaj / Interview with Writer Murat S. Dural

“Değer taşıyan tek hikâye vardır, o da bedelini sizin ödediğinizdir…”

Murat S. Dural ve Orkide Ünsür

Murat S. Dural & Orkide Ünsür – Photo by  Demokan Atasoy

Hem arkadaş hem de yazar olarak çok kıymet verdiğim Sevgili Murat S. Dural’la FABİSAD tarafından Pera Müzesi’nde düzenlenen 2016 Gio Ödülleri Töreni’nde buluştuk ve kendisinin yazma serüveni üzerine keyifli, samimi bir röportaj yaptık.

İthaki Yayınları’ndan yeni çıkan; birbirinden ilginç, karanlık ve fantastik nitelikli öykülerin  yer aldığı  Kibrit Ev kitabını mutlaka okumanızı öneririm.

 

 – Merhaba Murat, “Kibrit Ev” senin ilk çocuğun. Öncelikle, öykülerini kitap olarak basılı hâlde görmek, kitabını okuyucuların için imzalıyor olmak bir yazar olarak sende ne gibi duygular uyandırdı onu öğrenmek isterim.  Neler hissediyorsun?

 – Hâlâ şaşkınım. Yaşadığım, düşündüğüm, mırıldandığım şeyleri basılı halde insanların elinde görmek hem hoşuma gidiyor hem de tedirgin ediyor. Umarım onlara doğru şekilde ulaşabilir, dokunabilir, düşüncelerimi net olarak aktarabilirim. Onlarla etkileşime geçmek en büyük isteğim. Paylaşımcı, sosyal medyayı seven biriyim.

kibrit-taslak

– Yazarlık  yolculuğundan  kısaca bahseder misin?

– Dönemsel durgunluklar olsa da lise yıllarından itibaren yazmaya başladım. Platonik, kafiyesiz şiirler, gittikçe uzun düz yazılara evrildi. Üniversite yıllarında çok daha bohem, kurgusuz, bilinç akışına dayanan karamsar şeyler yazdım. Üç sene evvel Fantastik ve Bilimkurgu Sanatları Derneği – FABİSAD ile tanıştım. FABİSAD ve Bilgi Üniversitesi Eğitim Programları’nın beraber yaptığı korku, bilimkurgu, fantastik kültür seminerlerine katıldım. Son olarak aynı üniversitede yazar Celil Oker’in altı haftalık “Yaratıcı Yazma Teknikleri” eğitimine gittim. İşin içine daha fazla kurgu girdi, Fabilog benden 12 ay için 12 öykü istedi. İşin içine sipariş girince çok daha konsantre ve düzenli çalışmaya başladım. Ayrıca sosyal medyadaki dostlarımdan öyküler hakkında dönüşler almaya çalıştım. Faydalı bir alıştırmaydı.

– Arkeolog olmak, sana ne gibi bir avantaj sağladı öykülerini yazarken? 

Arkeoloji bilimsel bir branş olarak insanı açan, ruhen çok besleyen, genişleten bir yapıya sahip. Lisans eğitimimde ilerledikçe tarihin beni genişlettiğini gördüm. Kültür hayatımız ile tarih bilinci ayrılmaz bir bütün. Her geçen gün kültürün, sanatın her dalına, insanlara derin bir açlık duyduğumu söyleyebilirim. Bu benim en büyük avantajım oldu, çünkü bu vesileyle yeni şeylere, yeni insanlara, tanışıklıklara, olaylara, öykülere açığım ve buna çok ilgi duyuyorum. Empat bir yönüm var. Bir şey yazarken tüm bu biriktirdiğim şeyler ve insanlar öykülere giriyor. İçim çok kalabalık diyebilirim.  Taslakla başlayan yolculuk farklı yerlerden geçiyor. Açıkçası bir noktadan sonra öyküleri ben değil onlar beni bir yere götürüyor.

– “Yazmasaydım delirirdim” diyenlerden misin? Kendini en iyi ifade ettiğin alanın yazarlık  olduğunu mu düşünüyorsun?

– Deli dolu bir tarafım var. Yazsam da yazmasam da deliyim demek daha doğru sanırım. Oldum olası gündüz gözü rüya gören biriyim. Yazarlık bir tarafa kendimi en iyi ifade eden şeyin arkeoloji, bir arkeolog olmak olduğunu düşünüyorum. Hayata, içindeki şeylere, beni ben yapan yerlere, sevdiğim, ilgi duyduğum oburluğumun kaynağı orası. Hep kazmak, derinlere inmek. Hâlâ neye ilgi duyuyorsam o alanda kazı yaptığımı, bir şeyler aradığımı, keşfetmeye çalıştığımı söyleyebilirim.

 – Neden korku-gerilim türünde yazıyorsun? Seni buna yönelten sebep ya da içgüdüler neler?

– Sanırım hayatımda tekinsizlik ve karanlığı tecrübe edebilecek çok şey yaşadım. Kendi özelimin dışında ülkenin durumu da malum. Düşünen, yorumlayan insanlar için yaşadıklarımıza üzülmemek elde değil. Uzun süredir çektiğim bir uykusuzluk (insomnia) rahatsızlığım var. Askerde tekrarlayınca ve o ortamda gerekli tedbirler alınmadığından, uykusuzluk farklı yorumlandığından üzücü bir şekilde ayaklarımı kaybettim ve engelli (kendini engelletmeyen) bir konuma geçtim. Oralardan bakınca pek çok şeyin ne kadar tekinsiz olduğunu, toplumsal ve kişisel eksikleri daha net görebiliyorsunuz. Ayrıca insanın karanlığını yazması bir anlamda terapi. Korku bazen korkmamak gerektiğini, kendi karanlığınızla nasıl yüzleşip beraber gülebileceğinizi öğretebiliyor insana. Sevdiğim bir atasözü var; “Talihsizlikler meziyeti imtihan eder…” Buna  çok inanıyorum. “Canavar” adlı öykümde Louis Ferdinand Céline’den alıntıladığım bir cümle var; “Değer taşıyan tek hikâye vardır, o da bedelini sizin ödediğinizdir…” Çok doğru…

– Bundan sonra da aynı türde eserler vermeyi mi planlıyorsun? Başka tarz çalışmaların  da  olacak mı?

– Bu serüven başladığında bilimkurgu ve diyar fantazyası tarzında öyküler de yazdım. Gelecekle ilgili tasarımlar, epik, farklı canlıların olduğu kahramanlık hikâyeleri beni her zaman çekmiştir. Tür olarak onlardan da çok keyif alıyorum. Çalışma prensibi olarak tarz fark etmeksizin, aklıma hangi kurgu geliyorsa onu bir taslak olarak muhakkak not ederim. Fikri ve hangi türde olacağını bir paragraf olarak kayıta alırım.  Eğer ikinci kitabın da öykü olması netleşirse elimde hazır, tekinsiz öykülerden oluşan bir dosya daha var. Ama arka arkaya, bir sene geçmeden yeni bir öykü kitabı çıkarmak istemiyorum. Belki iki sene. Roman olursa başka.

murat-dural-1

– Roman yazmaya dair bir hayalin var mı? Öyküyü mü romanı mı tercih edersin?

 – Roman yazmam yönünde ciddi talep var. Bunu ben de istiyorum. Öykücülük hem hoşuma gidiyor hem de bu konuda her gün biraz daha iyiye gittiğimi düşünüyorum. Çalışmak ve devamlılık önemli. Roman çok farklı bir alan. İyi planlamak, çok sabır, çok çalışmak, dağılmamak gerekiyor. Ciddi konsantrasyon lâzım. Öykülerin dokusunu yoğun konsantrasyon ile oluşturduğumdan bunu daha geniş bir alana yaymak, o atmosferi metne zerk etmek daha özel bir çalışma gerektiriyor. Beklediğim bazı gelişmeler var, olursa evet, muhakkak bu yönde çalışacağım.

– Benim de kendimi ekibin bir parçası olarak görmekten mutluluk duyduğum Yabani Dergi’de öykü ve çizgi roman türünde eserlerin yayımlandı ve çok ilgi çekti. Devamının da geleceğini umuyorum. Bu çalışmalar ve ekip hakkında bir şeyler söylemek ister misin?

Yabani Dergi ülkenin en değerli bilimkurgu, fantastik, korku yazar ve çizerlerinin toplandığı, beraber üretip süslediğimiz harika bir sofra. Devrim Kunter’in maddi manevi büyük yüklerin altına girerek oluşturduğu, hepimize yol açtığı bir platform. Türkiye’de bu türlerin gelişimi, bu aileye yeni, genç yeteneklerin katılımı açısından çok büyük önemi, yeri olduğunu düşünüyorum. Uzun süredir dergicilikte gözlemleyemediğimiz netlikte ve sertlikte. Çok takipçisi var ancak dağıtım problemleri yüzünden bulunurluk sorunu yaşıyoruz. Bu da ne yazık ki bizi ve okuyucularımızı etkiliyor. Parçası olmaktan onur duyduğum, büyük keyif aldığım bir oluşum. Ülkemizde sanatın ve sanatçıların, zanaatçıların var olması, bu platformun güçlenmesi için dergiciliğin, Fanzin kültürünün büyümesi, gelişmesi lâzım.

– Belli bir yazma rutinin var mı? Aklına estikçe ya da ilham geldikçe mi yazıyorsun, yoksa disiplinli mi bir şekilde mi?

 – Kitabın editoryal süreci ve çıkışı nedeniyle rutinim aksamış durumda. Her gün muhakkak yazarım. O gün ruhsal durumum nasılsa ona göre bir taslak ya da belirginleşmiş öykülerin üzerinden geçer, eklemeler yaparım. Her öykümün bir müziği vardır. Yazarken sadece ona uygun olduğunu düşündüğüm o atmosferi veririm. Disiplin ve çalışma şart. Yazma alışkanlığı düşünme alışkanlığının devamı gibi. Sistematik. Bir futbol takımı gibi sahaya çıkıp o öyküyü yazmanız için her gün idman yapmanız lâzım. Performansı etkilediğini düşünüyorum. Aklıma gelen fikirleri ne olursa olsun muhakkak bir taslak olarak kaydediyor ve beklemeye alıyorum. Zamanı gelince o öyküye yoğunlaşıyorum. Fikir, yani o ilk düşünce çok önemli. İster o an çok parlak bir fikir gibi gelsin ya da parlak değilmiş gibi, ilerde nerede nasıl kullanacağınızı bilemezsiniz. Kimi zaman fikir hiç düşünmediğiniz bir anda bitmeyen bir bulmacanın o eksik parçası olarak cuk diye yerine oturabilir.

– İlk kitabını yazacak olan yazarlara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersin? Neleri yapsınlar, neleri yapmasınlar?

– Düşünmekten, yazmaktan, üretmekten, okumaktan, hayal kurmaktan, sabretmekten, atıllığa direnmekten asla vazgeçmesinler. Yetenekli, özel kavramlarını kesinlikle unutsunlar.  Özgünlüklerini çekinmeden ortaya koysunlar. İnsan kendi içindeyken tüm mırıltılarının saçma, gereksiz olduğunu düşünebiliyor. Düşünmek her şeyin başı. Ne yapıyorsak düşünceden doğuyor. Pozitif bir tutkuyla arzu etmek lâzım. Hep söylediğim gibi “Vazgeçersek kaybederiz, ancak BİZ vazgeçersek kaybederiz…” Kendimize taktığımız çelmelerden daha üzücü bir şey yok. Hayatımız bunlar ve “keşke yapsaydım, keşke o çelme olmasaydı” serzenişleriyle dolu.

– Yeni eserlerini okumayı, kitaplarınla buluşmayı sadece ben değil, eminim tüm okuyucuların ve sevenlerin şimdiden sabırsızlıkla bekliyordur. Bu güzel sohbet için çok teşekkürler.

 – Ben teşekkür ederim. İlgiyle takip ettiğim Lemur Dergi’de olmak, seninle sohbet etmek onur verici. “Kâbus Kapan” adlı öykümde yazdığım gibi aydınlık için karanlığı, özellikle kendi karanlığımızı tanımalıyız. “Mumun ışığını anlamlı kılan o karanlıktır. Tam da o aydınlattığı karanlıktır…” dedi. “Kapıyı aç ve karanlığa bak…” “Mum musun, karanlık mı?..” go%cc%88rsel-1

 

  Orkide Ünsür

Röportajı Lemur Dergi Aralık 2016 sayısından da okuyabilirsiniz.

 

 

 

 

Advertisements

Tagged: , , , , , , , , ,

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: